İnsanoğlunun var olduğu tarihten itibaren farklı gerekçelerle kullanılan maddeler, bedendeki ağrıları azaltma arzusu ile keşfedilmiştir. Doğadaki bazı hayvanların da kendilerini rahatlatmak için bazı bitkilerden faydalandıkları bilinmektedir. Tıp biliminde de insanların hastalık tedavilerinde bazı bitkilerden yararlanılmaktadır. Ancak bu faydaların yanı sıra bireylerin kötüye kullanım davranışları meydana gelmiştir. İnsanlığın soyunun devamlılığı adına bu olumsuz davranışın önüne geçebilmek için belli yasalar ve takip sistemleri geliştirilmiştir. Kişilerin benlik algılarının oluşması ve kimlik arayışları sırasında olgunluk seviyeleri düşük ise kötüye kullanım yönünde eğilim görülmüştür .İnsanların acıdan kaçış ve hazza yöneliş dürtüleri olumsuz alışkanlıkların edinilmesinde temel kavram olarak karşılaşılmaktadır . Bireylerin yaşam hikayeleri ve geçmişlerini algılayış biçimleri hayata karşı duruşlarında belirleyici olabilmektedir. Depresif ruh haline sahip olan bireylerin manevi eksiklikler yaşaması sonucu madde kullanımına yönelimi büyük oranda gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın başlangıç noktasında bireylerin depresyon, kaygı ve öfke problemleri yaşamalarının birçok nedeni olduğu bilgisi ile yola çıkarak, depresyon sürecinde davranışsal olarak hangi alışkanlıkları ile kendilerini rahatlatma yönüne gittikleri araştırılmıştır. Yaşanılan bu psikolojik sorunların içerisinde farklı davranış biçimleri de bulunmaktadır. Ancak söz konusu maddelerin kullanımının insan vücudu üzerinde geçici rahatlama yaşattığı ve bu durumun temelinde psikolojik bir neden olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca sigara içme oranıyla depresif belirtilerin şiddetinin doğru orantılı olduğunu ve sigara bırakıldığında depresyon, kaygı ve öfkenin görülme oranının düştüğünü ileri süren yayınlar da bulunmaktadır .Bunun yanı sıra literatürde depresyon ve alkollü içki kullanımı arasındaki ilişkiye işaret eden çalışmalar da bulunmaktadır. Literatürde de depresyon, kaygı ve öfke ile alkollü içki tüketimi arasındaki ilişkiye vurgu yapan çalışmalar bulunmaktadır. Depresyon sürecinde bireyin farkındalık düzeyi düşük olabilmektedir. Kullanılan madde veya edinilmiş farklı zarar verici davranışların neden kaynaklı olduğu genel olarak uzman kişilerle tespit edilebilmektedir. Bireylerin yetiştikleri toplumsal kurallar, çevre faktörü, kişilik 13 oluşumu aşamalarının sağlıklı ilerleyip ilerlemediğinin incelenmesi ve bilinmesi gereken durumlardır. Bireye özgü bu bilgiler ruhsal olarak ihtiyacını ortaya çıkarmakla birlikte, edinilen olumsuz alışkanlıkların da ortadan kalkmasına yardımcı olabilmektedir. Sigara ya da alkol kullanımından uzaklaşılması, yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu belirtiler psikolojik ya da fizyolojik olabilmektedir. Aşırı düzeyde ve ani öfke patlamaları, sanal kurgu ve kaygılanmaların yaşanabilmekte, yine öfke ve kaygıya bağlı somatik sorunlar görülebilmektedir. Bireyin yoksunluk yaşaması diğer anlamda bağımlılık yaşadığının göstergesi olabilmektedir. Bağımlılık ruhsal bir sorun olarak tanımlanmaktadır. Bağımlılığın oluşmasındaki temel, gelişim sürecine dayalı olarak incelenebilir. Gelişim sürecinde birey güvenli bağlanma aşamasını sağlıksız geçirdiği durumlarda yoğun olarak bağımlılık sorunları ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Güvenli ilişkilerin kurulamaması yalnızlık hissini yoğunlaştırmakla birlikte baş edilemeyecek korkulara öfke duyulmasına sebep olabilmektedir. Birey yaşam içerisinde kendini ortaya koyabilecek anlamlı davranışlar sergileyemiyor veya kendisini boşlukta olarak tanımlıyorsa kendine ve çevresine zarar verebilecek ruhsal durumlar içerisine girebilmektedir. Bu döngü bir nesneye bağlanma ve anlam arayışı ihtiyacını ortaya çıkarabilmektedir. Bağımlılık, yetişkinlikte değişen nesnelerle ilerleyebildiği gibi sürekli bağımlı kalınan nesneler de olabilmektedir. Alkol, sigara bu nesneler olarak ifade edilecek olursa, bağımlılık ile ilişkili oldukları ve bu durumunda psikolojik, fizyolojik bir tamamlanma ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Bu maddelerin kullanımı hazza yönelik bir ihtiyaç karşılamasına yani pekiştireç görevi almasına sebep olabilmektedir. Hazza yöneliş, acıdan kaçma olarak Freud tarafından tanımlanmıştır. Bu durum ruhsal alanda bir ihtiyacı karşılarken diğer yandan sorunlu bir durumu ortadan kaldırmaya yönelik bir davranıştır. Depresyon tanımlamasında da yaptığımız açıklamalarla örtüşmektedir. Her birey kendine özgü değerlendirilmektedir. Kişilerin davranış ve tutumları, yaşama karşı duruşları kendi gelişimsel süreçleri ile ilgili olmaktadır. Ortak bilinçten ve kültürel yapıdan destek alınarak, ruhsal sorunların temelleri araştırılmaktadır. Bireylerin içsel süreçleri bu çevresel faktörlere bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Yani her birey doğumundan itibaren genetik özellikleri ile beraber önce en yakın çevresi ve sonra yaşamı boyunca kurduğu ilişkilerle bir kişilik oluşturmaktadır. Çocukluk döneminde bireye karşı anne babanın tutumu, okul çağında karşılaştığı zorluklar ile nasıl tecrübeler yaşadığı, öz yeterlilik bilincinde olup olmadığı ilerleyen dönemde yaşam 14 becerilerini etkileyen unsurları şekillendirmektedir. Güvenli ilişkiler kurabiliyor olmak, öz saygının bireyde barınıyor olması yaşamla ve bireylerle kurduğu ilişkilerde tatmin duymasına sebep olmaktadır. Kişinin geçmiş yaşam öyküsünde deneyimlenmiş olaylar sonucu oluşturduğu temel inançlar yaşam kalitesini olumlu ya da olumsuz etkileyebilmektedir. Örneğin ilkokul öğretmeni tarafından bilinçsizce grup içerisinde azımsanan çocuğun yaşadığı utanç ve aşağılanma duygusu kritik olay olarak kişilik hanesine yerleşebilmektedir. Eğitim yaşamı devamında ya da iş yaşamı içerisinde kaygılı olabilecek ya da haksızlığa uğrayacağını düşünebilecektir. Bu durumda sahip olduğu yeteneklerinin farkında olamayacağı gibi aslında onları yok sayarak kendince oluşturduğu otomatik düşüncelerle bir savunma mekanizması geliştirebilecektir. Bir başka örnek ile aile içerisinde çok eleştiri alan, başkaları ile kıyaslanan bir birey ne yaparsa yapsın başarılı olamayacağını ve başkalarının kendinden daha başarılı olduğu temel inancını kendi bilinç dışına yerleştirmiş olacaktır. Yetersizlik duygusunun baskın çıktığı anlar ile baş etmekte zorlanabilecektir. Ayrıca yaşam boyunca deneyimlenmiş ekonomik yetersizliklerinde bazı bireylerde etkisi devam edebilmektedir. Zor şartlarda öğrenim görmüş veya ekonomik açıdan zorlanan bir ailede yetişmiş ise kıtlık bilincine sahip olabilecek ve maddi konularda kazanamama ya da kaybetme kaygısına dair inançlar geliştirebilecektir. Bu durum ileri yaş dönelerinde birçok alana etki edebilmektedir. Karşı cins ile kuracağı ilişkiden, evin geçimini nasıl sağlayacağına, çocuklarının yaşam standartlarına kadar otomatik düşünce sisteminin sonucunda kaygı ya da öfkeli tutumlar sergileyebilecektir. Bu örnek olaylardan yola çıkarak değerlendirecek olursak, birey yaşam deneyimlerine ve oluşturduğu inançlara göre depresyon, kaygı ve öfke ile sıklıkla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu süreci doğru yönetebilen kişiler psikolojik destek alarak farkındalığını artırabilmekte ve oluşturduğu inanç sistemini yeni bir bilişsel yapılanma ile onarabilmektedir. Dolayısıyla yaşanılan zorluklarla baş etmeyi öğrenebilmekte ve bu duygu değişimlerini ya da olumsuz ruhsal durumu en az zararla atlatabilmektedir. Bazı bireylerde süreç farklı ilerlemektedir. Yaşadığı ruhsal buhranın sebebini bilemeyen, tanımlayamayan birey yalnızlık hissedebilecek ve kaygısını öfkesini ortadan kaldırmak için madde kullanımı ile tanışabilmektedir. Sigara ve alkol kullanımını yoğunlaştırarak geçici rahatlama hissini alabilmektedir. Eğer bu süreç uzun sürüyorsa yani kronik halde yaşanan bir süreç içerisinde ise tolerans geliştirerek alınan alkol ya da türevi uyuşturuculara bağımlılık potansiyeline sahip olabilmektedir. Günümüzde yaşanan çok sayıda intihar vakaları da bu bağlama bir örnek olarak 15 gösterilebilmektedir. Depresyon sürecinde olan bireyin yaşadığı duygu geçişlerinin şiddetli dalgalanmalar halinde olmasına, kaygının artması ve öfke kontrol sorunlarına dikkat edilmelidir. Bireylerin bu süreçlerinin doğru destek ile yönetiliyor oluşu duygusal sağlamlığı artırırken, göz ardı edilen vakalar ise zarar verebilen bağımlılıklar ile karşı karşıya gelebilmektedir.
